Haftanın Fit 3'lüsü- Yeni Yıla Doğru, Eyleme Geçmek, Atalet ve Alışkanlıklar

www.leadfitdevelopment.com

Öncelikle kısa bir teşekkür...


Bu bülten fikri ilk doğduğunda, açıkçası bu kadar çok kişiye ulaşabileceğini düşünmedim. İçerikle ilgili bir geri bildirim içermediği için, kişi ve tık sayısı takip etmek niyetinde de değildim, hala değilim... Ama sitenin mevcut üyeleri dışında bülteni takip etmek için daha bir hafta içinde iletişim ağına katılan 242 yeni üyeye, tıklayan, okuyan, şirketine ileten, sosyal medyada paylaşan, geri bildirim veren herkese çok teşekkürler.


Gelelim bu haftanın Fit 3 'lüsüne.


Tarihe tanıklık ettiğimiz bu çok enteresan seneyi sonlandırmaya yaklaşırken, eğitimlerde genelde Kasım-Aralık aylarında sıkça duymaya alışık olduğumuz bir konuyu, soruyu basitçe masaya yatırasım var bu hafta.


Yeni yıl geldi, hedeflerimi yazdım, ertelememek için ne yapsam?

Bazı şeyleri yapmayı çok istiyorum ama yapamıyorum, neden?

Bir davranışı alışkanlığa çevirmek nasıl mümkün oluyor?


Yaşamında, müthiş bir disiplinle şaşılası sonuçlar elde etmek ve erteleme şampiyonu olmak gibi kutbun her iki ucunu da deneyimlemiş biri olarak, buyrun başlıyorum...


Yukarıdaki sorulara cevap bulmak için, önce "davranış" denen meseleyi biraz deşmek lazım. Çünkü her alışkanlık, özünde farkında olarak ya da olmayarak tekrar eden davranışlardan oluşuyor ve davranış kelimesi, literatürde en çok kabul edilen tanımıyla, organizmanın içsel ve/veya dışsal uyaranlara verdiği koordine cevap olarak tanımlanıyor.


Kalkıp su içmeye gitme davranışının, fiziksel olarak susamakla ilgili olduğunu, bu davranışın altında yatan nedenin basitliğini anlamak kolay. Su içtim, çünkü susadım. Niyetim, ihtiyacımı doyurmak. Gestalt'a göre yaşamımız bu döngülerle dolu. Buluşma ve ayrışma...


Ancak bu döngüyü anlamak, şuurla yönetmek her zaman bu kadar kolay değil ne yazık ki...


Yaşamlarımızda hemen hemen hepimizin, davranışımızın altındaki nedeni anlamlandıramadığımız, ya da değiştirmek istesek bile değiştiremediğimizi düşündüğümüz anları/konuları olmuştur sanırım.


Gece yarısı, tokken, buzdolabını açıp çilekli pastaya gömülmek, hareket etmen gerektiğini bilirken, hareketsiz yaşamak, daha önce onlarca defa başlayıp bırakılan diyetler, boşuna para akıtılan spor salonları, yatak odalarında askılığa dönen koşu bantları, alınıp raflarda tozlanan kitaplar , her yıl Aralık ayında belirlenip, Ocak gibi unutulan hedefler...

Bolca ikame tatmin...

Yani hedeflenen, arzu edilen davranış yerine, beynin o anlık ödülünü almasını sağlayacak ikame aktivitelere yönelmek.

Yapmak istenen/planlanan yerine;


-Netflix çılgınlığı

-Uyku

-Her türlü bağımlılık döngüsüne girmek...


Ertelene ertelene insanın artık kendisinin bile inanmadığı, "nasılsa bir gün yaparım" lar, ve ataletin kendi içindeki şaşırtıcı yoruculuğuna maruz kalan zihinler... (Bu arada evet, atalet çok ama çok yorucu bir şey. Eylemin kendisinden bile...)


Bu arada, ikame tatmini her zaman kişinin kendini sabote ettiği davranışlar olarak tanımlamamak da lazım.. Yaşamımda oturup düşünmek ya da çalışmaktan kaçtığım için, fazla spora yöneldiğim zamanlar da hatırlıyorum zira...


Davranış değişimi denen şey hem kolay, hem çok zor.


Zor çünkü, defalarca tekrarlanan, insan beyninde üzerinden traktör geçmiş gibi belirgin olarak iz yapmış, nöron bağlantılarını birden, pardon siz artık böyle bağlanmıyorsunuz demek hiç kolay değil. Biz bunu böyle yapmıyorduk diye insanı eski izlere, eski yollara, alışılmışın konforuna geri çekiveriyorlar...


Kolay çünkü, farkındalık, güdü, eylem, temas, özümseme diye tarif edilen döngü ile çok hızlı değişim sağlanabilir. (Bkz: Gestalt Cycle of Experience) Mümkün yani.. Hem de hızla... Da.. Öyle olmuyor işte...



Peki ne yapalım da, becerebilelim?


Benim dünyamda bu sorunun kendimce bulduğum birkaç cevabı var. Belki okuyucusu için de fayda yaratır.


1- Duracell bebeği değilsin, tükenebilirsin.


İrade Gücü Dürtüsü (The Willpower Instinct) adlı kitabın yazarı Dr. Kelly McGonigal, iradenin hem beyinden hem de bedenden gelen bir yanıt olduğunu söylüyor. Gün içinde "irade" adı altında birçok içsel çatışmaya yanıt vermeye çalışıyoruz. Yeme, yapma, durma, onu yap, bunu da yap, şunu da yapmalısın sesleri, hedefler, istekler, amaçlar bir dünya...


Önce bir gerçekçi yaklaşalım. Yıkılmaz denen Duracell bebeğinin de pili bir gün, eninde sonunda bitiyor. Hatta bilinç duymaz da durmazsa, beden kendini duyuruyor. Kendimden biliyorum. İrade sınırsız bir kaynak değil. Tükeniyor.


Kendine durma hakkı vermek, insanın kendisine gösterebileceği şefkatli özenin çıkış noktası...


Durmaya hakkın var, hakkım var.


2- Meseleyi bütünsel ele almak.



Varoluşun bütün boyutları birbiriyle ilişkili... Her nerede davranış değişimine ihtiyaç duyuyorsak, diğer boyutlarla olan ilişkisine de bir göz atmak gerekiyor. Örneğin koşmak istiyorum. Nefis.. Karar şahane.. Peki sadece fiziksel görünen bu eylemi, hangi düşünce yapısı ile desteklerim, hangi duygu durumuna ihtiyaç duyarım, koşmanın bendeki anlamı nedir? Yani diğer boyutlara temas etmeden, sadece fiziksel olarak, hadi ben bir koşayım... Olmuyor. Olsa da sürdürülemiyor.


Koşmanın hayatımda yarattıkları ile ilgili benim için en özel hikayeyi buraya bırakıyorum.


42.195. Bir maraton hikayesi...


Ben koştuysam, herkes koşar:) Meraklısı varsa, okusun isterim.



3- Hayır demeyi öğrenmek


10 aylık oğlum Tuna, dün ilk defa HAYIR dedi. Ne büyük beceri... Ne kadar önemli... İş yaşamında, hatta özel hayatımda defalarca kendim de bu tuzağa düştüm, tuzağa düşenleri de gördüm.

Özellikle bu günlerde çok duyuyorum.


Öğle yemeğine gidecek vaktim yok.

Her gün 15 toplantıya katılıyorum.

Kendime zaman ayıracak bir an'ım bile yok.

Bu ne yazık ki, insanoğlunun, bu hız çağında içine itildiği bir gerçek. İtildi ve gittikçe daha derinine düşüyor. Daha çok çalışmak, çalıştıkça daha çok çalışmak, nedenini çoktan kaybettiği bir döngüde, hayır demeden, öğle yemeklerini, nefesini, enerjisini tüketmek, kendini teslim etmek...


Sizi bilmem ama bu benim "yeni normalim" değil, olamaz da. Bazı anlar ve dönemler olabilir, evet, kabul... Sebat, çalışkanlık, fedakarlık kıymetli, önemli... Ama iş çığrından çıktıysa, en azından şunu kabul etmemizi isterim.


"Hayır demem mümkün. Demiyorum. Çünkü sonucundaki maliyeti seçmiyorum, buna katlanmaya hazır değilim."


Öğle yemeğine konan toplantıya hayır demiyorsan, hayır diyeceğin kişiyle kötü olmayı göze almıyorsun yani. Durum buysa, en azından minik adımlarla hayır'lara başlayabiliriz, fark edebiliriz, durabiliriz.


Bu hafta, o öğlen, o toplantıya gitmeyin mesela.

Kendinize evet deyin, kendinizi seçin.


Bakalım nasıl hissettirecek...



4- Değişim, davranış, alışkanlıklar gibi konularda meraklı olmak, okumak


Bu merak, bana hep iyi geldi. Çünkü okudukça, psikolojideki yerini, kendimdeki yansımasını daha iyi anlar hale geldim. Anlamak, yapmanın garantisi değil, fakat en azından bir sonraki adım için şart. Eylem...


Bir sonraki iki öneri, bu konuda neyi okusak ve neyi dinlesek iyi olur'la ilgili...



Yukarıda bahsettiklerim ilginizi çektiyse, buraya bir kitap önerisi ve özeti bırakıyorum.


Hayır, Charles Duhig, The Power of Habit- Alışkanlıkların Gücü değil.


Onu okumadıysanız, önerir miyim, öneririm.


Ama aşağıdaki kitabı daha net, daha açıklayıcı, daha ilham verici buluyorum. Kitaptaki şu cümle bile yeterince çarpıcı değil mi?


Yaşantımızdaki birçok bahane, başka bir şeye yeterince öncelik vermeye o kadar da niyetli olmadığımız gerçeğini saklamak için var"

Türkçeye de Başarma Alışkanlığı olarak çevrildi.

Bu linkten bulabilirsiniz.


Özetin tamamı da burada;

the-achievement-habit-roth-en-24307
.pdf
Download PDF • 232KB

Son öneri :)


Aşağıdaki linkler, ALIŞKANLIKLARLA ilgili bazı podcastler.


Keyifli dinlemeler.



İyi pazarlar


Gözde



515 görüntüleme0 yorum