Haftanın Fit 3'lüsü- Liminal Dönemler, Varoluşun Denge Arayışı, Anlam Yaratma ve Ahlaki Pratikler

www.leadfitdevelopment.com











Bir karantina sabahından daha günaydın...


1 yılı aşkın süredir geçirdiğim karantinalar içerisinde en çok zorlandığım hafta sonlarından biri...

Dışarısı güneş... Doğanın uyanışını görüyorum, oğlumun toprağa, bahara dokunma ihtiyacını görüyorum, bedenimdeki her hücrenin daha çok hareket ihtiyacını, ruhumun insana temas kıvranışını duyuyorum. Bir yandan oldukça bilinçli seçimlerle takip etmeye çalışsam da, kaçamadığım, önüme düşen gündem haberleri... Dünyanın neresine baksam, hangi alanın ucundan tutsam, kendi ellerimizle harap ettiğimiz bir başka konu... Sisifos'un cezası gibi bir dönemi yaşıyor dünya... ve konu yine dönüp dolaşıp bu deneyime nasıl temas edebileceğimize, seçimlerimize geliyor.


Bu günleri anlamlandırmada bana iyi gelen iki kavramla tanıştırayım sizi.


Biri Latince’de “ eşik ” anlamına gelen “limen” kelimesinden gelen liminal, yani eşiktelik kelimesi. Kökeni antropolojiye kadar uzanan, günümüz diliyle, bir şeyin sonu ve yeni bir şeyin başlangıcı arasındaki zaman, alan, konum olarak tarif edebileceğimiz bir kelime.

Ergenlik liminal bir dönem mesela. Çocukluk bitmiş, yetişkinlik başlamamış, sağlam bir eşikte olma hali...

Ya da yeni evli olmak, yeni anne baba olmak... Sadece roller ya da insana dair dönemlerle ilgili değil liminallik. Hava alanları liminal yerler örneğin. Bir şehri ya da ülkeyi terk etmemişsiniz, yenisine de gitmemişsiniz, eşikte, kıyıda bir bölgedesiniz.


Fark edileceği üzere bu "eşik" yani liminal dönem ya da alanların bazıları hoş deneyimler, bazıları travmatik, bazılarına temas etmesi kolay, bazılarına değil. Üstelik, insandan insana da değişiyor doğal olarak o eşiğin nasıl algılandığı. Bazılarının daha kolay temas edebildiği liminalite, bazıları için kaygı dolu bir deneyim demek.


İçinden geçtiğimiz dönem, şüphesiz liminal bir dönem. Yeni normal ne getirecek sorusunu milyonlarca kez duymamız, eskiden ne kaldı, yeni ne geliyor'a birey, organizasyon, toplum... bütün sistemlerde yanıt bulmaya çalışmamız bundan... Uçak nereye inecek bilmiyoruz. İnsani bir içgüdüyle yanıt arıyoruz.


Yine de bu adını koyma hali bana iyi geldi. Bunca belirsizliğin arasında geçirdiğim dönemin adı bu demek, ben bu eşikteliğe nasıl, ne kadar temas edebiliyorum, neleri kapsayabiliyorum, neleri kapsayamıyorum'a bakmak anlamlı bir çaba olurdu hepimiz için.


İkinci kavram Homeostaz (Homeostasis). Uzmanlık alanım olmadığı için, ne olduğunu buraya bilimsel açıklaması ve kaynağı ile bırakıyorum.


Homeostaz (homeostasis) veya dengeleşim, çevresinde gerçekleşen olumsuzluklar karşısında hücrenin kendi dengelerini koruma çabası, değişen koşullarda iç dengenin aktif düzenlemesidir. Fransız bilim insanı Claude Bernard'ın tanımlandığı hemostaz sürecinin amacı, fiziksel ve kimyasal tüm dengelerin yerinde olduğu dingin durumunu korumaktır.


Hücrelerin (canlıların) yaşamlarını sürdürebilmesi, çevreye ve içine bulunduğu koşullara uyumuyla olanaklıdır. Uyum sağlayabilmek evrim olgusuyla gerçekleşir. Isı değişiklikleri, ortamdaki oksijen düzeyi, güneş ışınlarının yoğunluğu, beslenme kaynakları gibi koşullara en iyi uyumu sağlayan canlı türü insandır. Örneğin, haltercilerdeki ağırlık kaldırma stresinden zarar gören hücrelerin onarımı ve strese dayanıklılığı arttırmak için yoğun protein (myoglobulin) sentezi gerçekleşir.


Canlı organizmayı oluşturan hücrelerin yaşamının sürmesi için düzenleyici sistemler yardımıyla uygun ortamın sağlanması, normal işlevlerini yapabilmeleri, fizyolojik gereksinmelerinin yeterince karşılanması ile yapısal ve metabolik dengelerinin bozulmamasını gerektirir. Homeostazın bozulmasındaki en önemli etmenler ekzojen (dış) ya da endojen (iç) kaynaklı olumsuz etkileridir. Dengelerden birinde bile oluşabilecek aksama homeostazı bozabilir. Canlı organizma, homeostaz durumunu bozan tüm etkileri savaşarak yok etmek ya da yeni koşullara uyum sağlamak zorundadır.

https://www.scientificamerican.com/article/what-is-homeostasis/


Mevcut dönem, ülkenin gündemi, belirsizlik, liminal yaşamlarımız, psikolojik homeostazımızı bozmak için yeterince güçlü gibi görünse de, insan kelimesinin, türediği düşünülen anlamları arasındaki "üns" bana umut veriyor... Üns yani: Uyumlanabilme gücü


Bültenin geri kalanı, bu konularda bu hafta Lead Fit'in bakış açısı...


İyi pazarlar...

Varoluşumuzla olan bağımızı nasıl tekrar kurar

ve denge halini nasıl geri kazanırız?


Geçtiğimiz günlerde bir webinara katıldım. Konu başlığı olarak bile başlı başlına çok kuvvetli ve yaşam boyu cevabını aramaya değecek bir soru. 1 saatlik webinarın sonunda en özet haliyle duyduğum şu: Pandemi doğanın tokadıydı ama cevabı bulmak için bakabileceğimiz yer yine doğa...


Evrimin, insan olmanın ve doğal olarak gelişmenin ne anlama geldiğine dair bize öğreteceği çok şey var. Yeryüzündeki yaşam tahmini 3,8 milyar yıldır gelişiyor. Aklımızı bu zaman ölçeğine sokmak için - tüm evrim tarihini 24 saatlik bir güne sıkıştırdığımızı hayal edelim.... Hikaye sabah 4'te ilk yaşam belirtilerinin tek hücreler şeklinde ortaya çıkmasıyla başlıyor. Human and Nature dergisine göre bu hücreler, iç organellere sahip ilk hücreleri oluşturmak için bir araya geliyorlar. Saat 18: 30'da bu yaşam formları topluluklar yaratıyor ve çok hücreli yaşam doğuyor. Saat 20: 30'da deniz bitkileri gelişmeye başlıyor ve 20 dakika sonra deniz yaşamı inanılmaz çeşitlilikle gelişiyor. Yer üstü bitki yaşamının ilk belirtileri, kara popülasyonlarında meydana gelen bir patlamanın ardından akşam 10'dan hemen önce ortaya çıkıyor. Saat 22: 24'te ilk böcekler beliriyor. Ardından dinazorlar. Gün bitmeden insan... Saat gibi, dengeli, kaotik ama düzenli... Rekabetçi mücadelenin değil, yaratıcı bir iş birliğinin sonucu...


Bunun ima ettiği şey oldukça derin: Bakmaya ve dinlemeye istekliysek, evrim hikayesi ve doğanın işleme biçimi, insan olmanın ne anlama geldiği ve doğal olarak gelişmenin nasıl sağlanabileceği konusunda paylaşacak büyük bir bilgeliğe sahip. "Doğanın derinliklerine bakın ve sonra her şeyi daha iyi anlayacaksınız." - Albert Einstein


Varoluşla olan bağımızı yeniden kurmak ve denge için doğa bize ne hatırlatabilir?


- Doğa acele etmez. Herşeyin bir zamanı, saati ve anı vardır.

- Her şeyin bir amacı, büyük resimde bir katkısı vardır.

- Doğada yaşam döngüler içindedir. Hiçbir şey sonsuza kadar devam etmez, aynı momentumla ilerlemez.

- Doğada yapmak değil, olmak vardır.

- Doğada hiçbir canlı sadece kendisi için yaşamaz.


Ekranın karşısında yaşadığımız günlerde, uzaktan bile olsa doğa gözünden düşünebilmek... Yapabileceğimiz en akıllıca, en basit ve en zararsız şey.

https://nature-mentor.com/nature-lessons/


Doğadan iş dünyasına atlıyorum...


Son günlerde hem yaşamda kendi bulduğu anlamda tökezlemeler yaşamış hem de ekiplerine bu alanda destek verebilmenin daha iyi yollarını arayan yöneticilerle epey sohbetimiz oldu.


Burada yeni bir McKinsey makalesi bıraktım.

https://www.mckinsey.com/business-functions/organization/our-insights/help-your-employees-find-purpose-or-watch-them-leave


Kısaca şunu söylüyor. Anlam yoksa, gerisi yalan...

Peki nasıl'a cevap bulmak isteyenler, linke tıklayabilir.



Son öneri de bilge pratiklerden...


Geçtiğimiz günlerde birşeyler ararken Yoganın ilk basamağı, Yamalar- Ahlaki Pratikler- bilgisi çıktı karşıma.


Ben dayanıklılık sporları ile ilgileniyorum, yoga hayatımda hiç olmadı ancak bedenin hareketine, bedenle temasa dayanan her pratiğin- ister triatlon koşmak, ister evde yoga yapmak olsun- derin bakabildiğimizde sadece fiziksel olanın ötesinde bir anlam taşığına inanıyorum.


Ahlaki pratikler, spor hayatınızda olsun olmasın, liminallik ve kendi dengemizi bulmak söz konusuysa, içinde büyüleyici mesajlar içeriyor.



Ahimsa: Zarar vermemek / Şiddetsizlik

Sadece başkaları için değil. Kendin için bu dönemde nasıl bir ekip arkadaşı olduğun, varoluşunun bütün alanlarında kendinle ne yaptığın da bu pratiğe dair...

Satya: Doğruculuk ve samimiyet

Samimiyetin, içindeki sesin, gerçeğin peşine düşmek...

Asteya: Çalmamak, sebat etmek

Fiziksel bir çalma eylemi değil, andan çalmamak... Kendinden çalmamak, geçmiş ve gelecekten çok an'da yaşama sorumluluğu... Üretmek... Eylemlerinde disiplin, özünde sebat.

Brahmacarya: Enerjiyi doğru yöne kanalize etmek

Gestalt'casında, ikame tatminlere yönelmek yerine, var olan neyse onunla kalmak, enerjini sana ve bütüne hizmet eden eylemlerin hayrına çevirmek.


Aparığraha: Açgözlü ve istifleyici olmamak

Nefis hakimiyeti... Maddede ve manada paylaşımcı olma hali...


İyi pratiklerimiz olsun...

160 görüntüleme0 yorum